MÜSİAD İNŞAAT VE YAPI MALZEMELERİ SEKTÖR KURULU ADIYAMAN’DA DEPREM PANELİ DÜZENLEDİ

MÜSİAD İnşaat ve Yapı Malzemeleri Sektör Kurulu tarafından, 6 Şubat depremlerinin ardından şehirlerin yeniden inşa sürecine katkı sunmak amacıyla Adıyaman’da “Kent Belleği, Yapı Güvenliği ve Dirençli Gelecek” başlıklı panel düzenlendi. Depremden ağır etkilenen Adıyaman’da gerçekleştirilen panelde; kentsel dönüşümün zorunluluğu, yapı güvenliğinin sahadaki uygulamalarla güçlendirilmesi ve yeniden inşa sürecinde kent kimliğinin korunması ele alındı.

Panelin açılışında konuşan MÜSİAD İnşaat ve Yapı Malzemeleri Sektör Kurulu Başkanı Ömer Kandemir, deprem gerçeğinin ertelenemez bir mesele olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi: “Deprem, yalnızca bir afet değil; şehirlerimizi nasıl planladığımızın, nasıl inşa ettiğimizin ve geleceğe nasıl hazırlandığımızın bir göstergesidir. 6 Şubat’ta yaşadığımız büyük yıkım, kentsel dönüşümün ve güvenli yapı üretiminin bir tercih değil, hayati bir zorunluluk olduğunu hepimize bir kez daha göstermiştir.”

Panelin devamına konuşan Dr. Uğur Serencam, ise Türkiye’de riskli yapı stokunun en temel sorunlarının düşük beton dayanımı, donatı korozyonu ve sahadaki hatalı uygulamalardan kaynaklandığını belirterek, yapı güvenliğinin yalnızca proje aşamasında değil; malzeme kalitesi ve doğru şantiye pratikleriyle bütüncül şekilde ele alınması gerektiğine dikkat çekti. Serencam, 6306 sayılı Kanun kapsamında yürütülen riskli yapı tespitlerinde sahadan elde edilen bulguların “beton dayanımı düşük” ve “donatılarda büyük ölçüde korozyon” gibi kritik zafiyetlere işaret ettiğini ifade etti.

Adıyaman İl Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Müdürü Faysal Ergezen ise yürütülen çalışmaların geldiği noktaya ilişkin doğrudan veri paylaşarak, “Adıyaman ilinde şu ana kadar 16.678 yerinde dönüşüm başvurusundan dolayı ruhsat alanların hak sahipliği düşümü yapılmıştır” bilgisini aktardı.

Ergezen ayrıca, il genelinde deprem konutları ve işyerleri dâhil yürütülen inşa faaliyetlerinin büyüklüğüne dikkat çekerek, “İl genelinde yapılmakta olan 3.263 işyeri dahil edildiğinde toplam 75.444 bağımsız bölüm doğrudan kamu veya kamudan sağlanan ödeneklerle inşa edilmektedir” ifadelerini kullandı.

Panelin bilimsel çerçevesini değerlendiren Jeoloji Profesörü Prof. Dr. Şükrü Ersoy, Adıyaman’ın Doğu Anadolu Fayı ve çevresindeki aktif fay sistemleri nedeniyle yalnızca yakın depremlerden değil, uzak merkezli depremlerden de zemin koşulları sebebiyle etkilenebildiğine dikkat çekerek, “Depremlerden etkilenmeyecek bir yer yoktur; asıl belirleyici olan, yapıların zeminin jeolojik özellikleri dikkate alınarak inşa edilip edilmediğidir” ifadelerini kullandı.

Ersoy, deprem riskinin yalnızca fay hatlarına mesafeyle değil, zemin yapısı, yapı kalitesi ve planlama kararlarıyla belirlendiğini vurgulayarak, kentsel dönüşüm süreçlerinin mevzuata uygun, bilimsel veriler ışığında ve risk yönetimi anlayışıyla ele alınmasının hayati önem taşıdığını belirtti.

Bu yaklaşımın, Adıyaman’da yaşananlardan ders çıkarılarak İstanbul başta olmak üzere tüm Türkiye’de daha güvenli ve dirençli yapılaşma için gecikmeksizin uygulanmasının hayati önem taşıdığını ifade etti.

MÜSİAD İnşaat ve Yapı Malzemeleri Sektör Kurulu Üyesi ve Mimar Muhammed Salih Çıkman ise yeniden inşa sürecinde kent belleğinin korunmasına vurgu yaparak, şehirlerin yalnızca betonarme üretimle değil, sosyal ve kültürel süreklilikle güçleneceğini dile getirdi. Çıkman, “Deprem yalnızca binaları değil; hafıza mekânlarını, gündelik hayatın sürekliliğini, kentlinin kentle kurduğu bağı da yıkar. Bu bir zihinsel yıkımdır” sözleriyle, yeniden kurma sürecinde yerel kimliğin, mahalle dokusunun ve kamusal alanların yaşatılmasının önemine dikkat çekti; “Direnç, hafızayla başlar” ifadesiyle bu yaklaşımın altını çizdi.

Panelde öne çıkan ortak mesaj; kentsel dönüşümün hız, kalite ve denetim ekseninde ele alınması, yapı güvenliğinin sahadaki doğru uygulamalarla güçlendirilmesi ve dirençli şehirler hedefinin “kent kimliği” ile birlikte yürütülmesi gerektiği oldu.
Panelin ikinci oturumunda söz alan gazeteci Fulya Öztürk ise, 6 Şubat depremlerinin ilk saatlerinde sahada yaşadıklarına dair çarpıcı bir tanıklık paylaştı.

Depremin ardından Kahramanmaraş’ta karanlık, yağmur ve soğuk altında ilerlerken, tamamen yıkılmış bir sokakta durduklarını anlatan Öztürk, sessizlik içinde enkazlar arasında dolaşan birkaç kişinin yardımıyla, bir binanın perdesinin arkasından gelen cılız bir hareketi fark ettiklerini aktardı. Enkaz altında kalan bir çocuğun hayata tutunma çabasının, perdenin sallanmasıyla kendini belli ettiğini ifade eden Öztürk, bu anın bir kurtarma sürecinin başlangıcı olduğunu söyledi.

O an yaşanan iletişim ve koordinasyon zorluklarına da değinen Öztürk, internet erişiminin olmadığı koşullarda, yetkililere ulaşmak için büyük çaba gösterdiklerini; İl Emniyet Müdürlüğü ve kriz masasıyla kurulan temasın ardından arama kurtarma ekiplerinin hızla yönlendirildiğini belirtti. Ekiplerin olay yerine ulaşmasıyla birlikte enkaz altındaki çocuğun hayata tutunduğunu vurgulayan Öztürk, bu kurtarışın 6 Şubat’ın ilk günlerinde yaşanan mucizevi anlardan biri olarak hafızalara kazındığını dile getirdi.

Fulya Öztürk, yaşananların yalnızca bir kurtarma hikâyesi değil; aynı zamanda afetlere hazırlık, hızlı koordinasyon ve sahadaki insan iradesinin ne denli hayati olduğunu gösteren güçlü bir örnek olduğunu ifade etti.